Okan Kocuk; Top kurtarmakla kaleci olunmuyor

Okan Kocuk; Top kurtarmakla kaleci olunmuyor

Bursaspor altyapısından yetişti ve kiralık olarak formasını giydiği İstanbulspor’da gösterdiği performansla iki kez A Millî Takım kampına davet edildi.

Kendisini hâlâ “oyuncu adayı” olarak gören 22 yaşındaki file bekçisi, günümüz kaleciliğinin top kurtarmanın çok ötesine geçtiğini ve devrin libero kaleciler devri olduğunu söylüyor. Oyun kurucu özelliklerine güvenen genç kaleci rotasını İspanya Ligi ve A Millî Takım’ın 1 numaralı forması olarak çiziyor.

Röportaj: Rasim Artagan / TamSaha

Seni ve aileni tanıyarak başlayalım…

27 Temmuz 1995’te Bursa’nın Mustafakemalpaşa ilçesinde doğdum. Babam araba tamircisi, annem ise ev hanımı. Ben de yazları babamın yanında çalışırdım. Tamirhaneye gider arabaların altın girer, iki vida sıkardım. İnsan sanayide gerçekten de hayatı öğrenebilir. Ben de orada hayatı öğrenirdim. Orada bulunmaktan, çalışmaktan mutlu oluyordum. Şimdi gıda mühendisi olan bir ağabeyim var. Küçüklüğümüzde birlikte sanayiye gider, babama yardım ederdik.

Spora yönelmende babanın ve çevresinin etkisi oldu mu?

Aslında sanayiye gittiğim dönemlerde fiziğim yaşıtlarıma göre daha gelişmişti. Ancak babamın sporla hiç alakası yoktu. Ailemde de bırakın sporcu olmayı, sporla alâkası bulunan kimse yoktu. Sporcu olmayı tamamen kendim tercih ettim.

Bir yandan babana yardım, bir yandan spor… Eğitimini ne yaptın bu arada?

12 yaşında Bursaspor’a transfer olana kadar Mustafakemalpaşa’da okudum. 8. sınıftan itibaren ise eğitimime Bursa’da devam ettim. Şimdi de üniversite eğitimimi tamamlayama çalışıyorum. Ancak şu bir gerçek ki, futbol ve okul sürecini birlikte yürütebilmek çok zor. Aslında derslerim oldukça iyiydi. Fakat bir yol ayrımına geliyor ve futbolla okul arasında hangisine ağırlık vereceğinize dair bir seçim yapmak zorunda kalıyorsunuz. Futbolu tercih ettiğinizde de derslerinizden feragat ediyorsunuz. Sonuçta ben futbolu seviyor ve oynamak istiyordum. İzin alıp antrenmanlara gidiyordum. Ama tabiî okuldaki diğer arkadaşlarınızdan dersler konusunda geri kalıyorsunuz. Orada bir yol ayrımı oldu ve ben futbolu seçtim. Bugün iyi ki de seçtim diyorum.

Futbola olan yeteneğini ilk kim keşfetti ve seni profesyonel bir kulübün kapısından içeri soktu?

Amcam, “Seni Mustafakemalpaşaspor’un altyapısına yazdıralım” demiş, ben de, “Tamam” deyip gitmiştim. Amcam futbolu seven ve takip eden bir insandı. Onunla maçlara giderdim. Yaz okuluna gittim onun sayesinde. Hikâyem de burada başladı diyebilirim.

Peki, kaleye geçmen nasıl oldu?

Aslında en enteresan kısmı da burası… Okul takımında forvet oynuyordum. Golcüydüm. Gol atmayı seviyordum. Ama 8 yaşındayken yaz okulunda kaleciliği seçtim. Bana, “Hangi mevkide oynuyorsun?” diye sordular. Ben de bir anda içimden gelen bir duyguyla, “Kaleci olmak istiyorum” dedim. Eldivenleri verdiler, ben de kaleye geçtim. Bu tamamen içimden gelen bir duyguydu. O gün kaleci olmak istiyordum, oldum. Yaz okulunda kaleci oluyor, okul takımında forvete geçiyordum. En sonunda bir gün okul takımındaki hocam, “Artık birini seçmelisin. Ya kaleci olacaksın ya da forvet” dedi. Golcü olmak istiyordum ama yaz okulundaki hocam, “Kalecilikte gerçekten iyisin. Burada ilerlemelisin. Bu konuda yeteneğin var” deyince yolumu kaleci olarak yürümeyi kabul ettim. Bana bu yolu gösteren Cüneyt Hocamdan Allah razı olsun. Bana doğru bir tercih yaptırmış ki, bugün buralara kadar geldim.

Mustafakemalpaşaspor’da filiz lisansının çıktığını ve 3 yıl amatör vizeyle bu kulüpte oynadığını görüyoruz. Orada nasıl bir altyapı eğitimi aldın?

Mustafakemalpaşaspor o zamanlar çok zor dönemlerden geçiyordu. 3. Lig’den düşmek üzereydi. Ancak buna rağmen altyapısı vardı. Ben orada devam ediyordum. Maçlara gidip geliyorduk. Bir gün Bursaspor ile grup maçımız vardı. O maçta çok iyi performans sergiledim. 3-0 yenilmemize rağmen beni beğenmişlerdi. Ondan sonra ailemi aradım. Bursaspor’un beni istediğini söyledim. Havalara uçmuştum. Mustafakemalpaşaspor kapanmak üzereydi. Belki de orada o gün seçilmeseydim futbol hayatım bitebilirdi. Bence dönüm noktası orası. Çünkü o günden sonra kulüp kayyuma gitti ve kapandı. Ben o sene transfer olmasam bir daha bu şansı bulamayabilirdim. O sene Bursaspor’da Faruk Korkmaz vardı. Şu anda da Bursaspor’da altyapıda genel koordinatör… Musa Öztürk ve Faruk Korkmaz beni beğendi ve kulübe kazandırdılar.

Seninle birlikte futbola başlayan birçok arkadaşın bugün futbolcu olamadı ama sen bunu başardın ve A Millî Takım kadrosuna seçilecek seviyeye geldin. Neleri farklı yaptın da bu seviyeye çıktın?

Yetenek gerçekten çok önemli… Ama bu işin bence detayı çalışmak, çok çalışmak… Eğer çok çalışırsanız bir gün kapılar size açılacaktır. 12 yaşında gurbete gittim. Bursa ile Kemalpaşa arasında 1 saat var ama bizim evimizle kaldığımız tesislerin arası 2.5 saat! O yüzden çok rahat gurbete gittim diyebiliyorum. İlk yılımda çok zorlandım. Sürekli ailemi arıyor, “Geri dönmek istiyorum” diyordum. Ama ilk seneyi atlattıktan sonra biraz daha olgunlaştım. Hayatı orada öğrendim. Ailem sürekli destek verdi. Beni yalnız bırakmamaya çalıştılar. 12 yaşında bir çocuk olarak minibüsten in, metroya bin, metrodan in, tekrar minibüse bin, çok zordu. Ailem yanıma gelip destek oluyordu. O noktada fedakârlıklar yapıyorsunuz. 12 yaşındaki çocuk her zaman ailesinin yanında olmak ister. Anne-baba sevgisini sürekli almak ister. Ama siz orada annenizden, babanızdan uzak kalıp, bir işi başarmak için uğraşıyorsunuz.  Hayatınıza yön vermek için çalışıyorsunuz. Benim için çok zor bir dönemdi ama şimdi o zor günlere dayanmanın meyvelerini topluyorum.

2008’de kapısından girdiğin Bursaspor’un altyapısından söz eder misin? Bir futbolcu fabrikası gibi çalışan bu altyapı hakkında bize neler anlatırsın?

İlk gittiğimde imkânlar inanılmazdı. Her şey üst düzeydi. Tam anlamıyla bir futbolcu yetiştirme fabrikasının içindeydim diyebilirim. Beş tane saha vardı. Her şey sizin için düşünülmüş. Orada yaşıyorsunuz, orada kalıyorsunuz, 3 öğün yemeğinizi yiyorsunuz, okulunuza servisle gidiyorsunuz. Hepsinden önemlisi ise hocaların kalitesiydi. Hepsi işlerini çok seviyor ve severek yaptıklarını oyunculara hissettiriyordu. Bu sayede oyuncu kazandırıyorlardı. En önemli nokta bence işini sevmekti. Şimdi Ümraniyespor’un kaleci antrenörü olan Ahmet Kuzaltı vardı benim dönemimde. Gerçekten üstümde çok emeği vardır. Allah ondan razı olsun. Çok teşekkür ediyorum kendisine. Günde çift idman yaptırıyordu bize. Belki maaşları azdı ama işlerini çok seviyor ve çok saygı duyuyorlardı. Bizi buralara onlar getirdi. O dönemde benimle birlikte çok oyuncu çıktı altyapıdan. Enes Ünal, Furkan Soyak, Batuhan Altıntaş, Kubilay Kanatsızkuş, Muhammet Şengezer’le birlikte hepimiz altyapıdan çıktık. Elbette oyuncunun yeteneği ve çalışması çok önemli ancak ben en önemli faktörün hocaların işini severek yapması olduğuna inanıyorum. Bizimle hep birebir ilgileniyorlardı. Psikolog tutmuşlardı, İngilizce öğretmeni tutmuşlardı. Her türlü imkânı sağlamışlardı bize. O dönemde U16’da ve U18’de şampiyon, U17’de de ikinci olmuştuk. A takıma ilk olarak U16’da çıkmıştım. Gerçekten üzerimde çok büyük emekleri var. Faruk Korkmaz, Musa Öztürk, Ahmet Kuzaltı Hocalarıma buradan bir kez daha teşekkür ediyorum.

Kaleciler iki direk arasının yalnız adamlarıdır. Kaleciler işlerini iyi yaptıklarında el üstünde tutulur ancak en ufak bir hatalı gole tahammül yoktur. Bu açıdan bakınca bu zor mesleği bize nasıl anlatırsın?

Bence Türkiye’de günah keçisi kaleciler. Zor bir meslek çünkü arkanızda hatalarınızı telafi edebilecek kimse yok. Bu sezon hatalı bir gol yedim. Belki daha da çok hata yapacağım. Ama sonuçta işimi çok seviyorum ve severek yapıyorum. Hatalar hep olacak. Ama bu hatalar beni daha da güçlendirecek, tecrübemi artıracak. Şu anda 22 yaşındayım. İki sezondur Spor Toto 1. Lig’de oynuyorum. Çok hata yaptım ama bu hatalar beni daha da güçlendirdi. Daha da tecrübeli olmamı sağladı… Günümüzdeki tecrübeli kalecilere bakarsanız hepsinin mazisinde büyük hatalar vardır. Futbol bir hata oyunudur. Futbol hatalarla güzel bir oyundur. Zaten hata olmazsa nasıl gol olacak ki?

Bursaspor seni forma şansı bulabilmen için bir dönem Bandırmaspor’a kiraladı. 2016-2017 sezonunda 25 maçta formasını giydiğin Bandırmaspor’da günlerin nasıl geçti?

Bandırmaspor’a kendi isteğimle kiralık olarak gittim. Öncesinde omzumdan büyük bir sakatlık yaşamıştım. Kiralık olarak gitme isteğimi o zaman takımın başında bulunan Hamza Hamzaoğlu Hocamız da kabul etti. Bandırmaspor’a gittiğimde İsmail Ertekin hoca görevdeydi. İlk 10 hafta işler iyi gitmedi ve ben de hiç oynamadım. İsmail Hocanın yerin gelen Feyyaz Uçar Hocamız ise beni Millî Takımlardan tanıyordu. Kaleci antrenörü de Hayrettin Demirbaş’tı. Onlar geldikten iki hafta sonra oynamaya başladım. İlk maçım Boluspor maçıydı ve kazandık. Ondan sonra çok şükür formayı aldım ve sezon sonuna kadar oynadım. Ama önemli nokta şuydu. İlk 10 hafta oynamadığım zaman menajerimi arayıp, “Forma giyebileceğim bir takıma gitmek istiyorum” demiştim. Feyyaz Hoca geldiğinde ise benim için her şey yeniden başladı. Hayrettin Demirbaş yılların kaleci antrenörü. Çok tecrübeli bir isim. Bana, “Çok yeteneklisin. Sana şans vereceğim. Türk futboluna genç kaleciler kazandırmak için buradayım. Seni de kazandırmak istiyorum” demişti. İki hafta sonra bana şans verdiler. Ben de şansı çok iyi değerlendirdiğimi düşünüyorum. Sezon sonuna kadar oynadım. Küme düştük ama benim için tecrübe kazandığım çok değerli bir sezon oldu diyebilirim.

Burada senin için bir ders de var sanırım. 

Evet. Aslında o 10 hafta boyunca oynamasam da “Belki bir şans gelir” umuduyla çok çalışmıştım. Sürekli o şansı bekliyordum. “Bir şans gelse de kendimi göstersem” diyordum. Menajerim bana, “Kardeşim canını sıkma. İlla ki bir şans gelecek ve sen de o şansı değerlendireceksin. Her şey değişecek” diyordu. Gerçekten dediği de oldu. O şansı çok iyi değerlendirdim. Yine de burada bence profesyonellik yatıyor. Oynamadığımız zaman küsmemeli, bırakmamalıyız. Sonuna kadar mücadele etmeliyiz. Ben o zaman öyle yaptım. Benim de ilk sezonumdu 1. Lig’de. Genç bir oyuncuydum. Oynamadığım zaman küsebilirdim. Ama gerçekten çok çalışmıştım ve fırsat geldiği zaman da iyi değerlendirdim. Benim için sezon iyi bitti.

Bursaspor bu sezon başında da seni İstanbulspor’a kiraladı. Öncelikle İstanbulspor’a transferin nasıl gerçekleşti? İstanbulspor’da bu kadar forma şansı bulabileceğini biliyor muydun?

Sezon başında Bursaspor kampına katıldım. Kadroda kaleci olarak Mert Günok, Harun Tekin ve Muhammet Şengezer de vardı. Hocalara, “Oynayarak kendimi geliştirmek istiyorum. Şu anda burada Harun ve Mert ağabeyler var. Benim oynama şansım görünmüyor” dedim. Bana ve bu fikrime değer verdiler. Kiralık gitmem için izin çıkınca kulüpler benimle ilgilenmeye başladı. 3-4 kulüp arasında bir seçim yapmam gerekiyordu. Tercihimi oynayabileceğim takımdan yana kullanacaktım. İstanbulspor’dan Yalçın Koşukavak Hocam beni bizzat aramıştı. Bir takımda hocanın sizi direkt istemesi çok değerlidir. Bu nedenle İstanbulspor’a transfer oldum. İyi ki de gelmişim. Doğru bir seçim yaptığım ortaya çıktı. Bu arada Harun Tekin gördüğüm en kaliteli insanlardan biri. Mükemmel bir kişilik. Bana çok destek oldu. Şenol Güneş döneminde arkasında ikinci kaleciydim. Bana her zaman yardımcı oldu. Gördüğüm en iyi insanlardan birisi. Daha iyi yerlerde olmayı hak ediyor.

İstanbulspor eski parlak günlerine dönmek için yoğun bir çaba içerisinde. Takımdaki havayı ve sezon sonu hedeflerini bize anlatır mısın?

Takımdaki hava ve arkadaşlık ortamı çok iyi. Tam bir kolej havası var. Ligin en genç takımıyız. Altınordu için “Ligin en genç takımı” diyorlar ama biz onlardan daha genciz. Arkadaşlık en üst düzeyde. İstanbulspor yükselişte olan bir takım. Son iki sezonu şampiyon olarak bitirdi. Buralara adeta elleriyle kazıya kazıya geldiler ve ben takımın geleceğini de çok parlak görüyorum.

Teknik direktör Yalçın Koşukavak ile nasıl bir ilişkin var? 

Yalçın Hoca bence kariyerim açısından çok önemli bir yerde. Taktik anlamında gördüğüm en iyi hoca. Türkiye’nin yeni ve değerli bir teknik adam kazandığını düşünüyorum. İstanbulspor’a geldiğimde bir şeyler biliyorum zannediyordum. Ama gerçekten bilmiyormuşum. Burada çok şey öğrendim. Yalçın Hoca ve ekibinin çok emeği var üzerimde. Kaleci antrenörümüz Yasin Çalışkan da çok değerli bir teknik adam. Yalçın Hoca ilerleyen yıllarda daha da değerli bir teknik adam haline gelecek. Türkiye bunu görecek.

Sezon sonunda İstanbulspor ile kiralık sözleşmen bitiyor. Bundan sonrası için kendine nasıl bir hedef koydun? Hayallerin nedir?

Sonuçta ben Bursaspor’un oyuncusuyum ve sezon sonunda kulübüme döneceğim. Bursaspor altyapısından yetişen bir oyuncuyum. Tabiî ki Bursaspor’a katkı vermek, oynamak isterim. Sonuçta o şehrin çocuğuyum. Ama geri döndüğümde neler olacağını bilemiyorum. Ama ben sürekli oynamak ve kendimi bu şekilde geliştirmek, seviye atlamak istiyorum. Oynayamazsam kiralık gitmeyi düşünebilirim. Hedeflerim var. A Millî Takım’a sürekli çağrılmak amacındayım. Çünkü başarı sürdürülebilir olmalı. İki kamp döneminde A Millî Takım’a çağrıldım diye “Ben oldum” diyemem. Hâlâ futbolcu adayıyım. Henüz bir şey olmadım. Sürekli çağrılmak istiyorum. Sürekli iyi performans göstermek zorundayım. A Millî Takım’da sürekli olmalıyım. Avrupa’da oynamak istiyorum. Sezon sonu Avrupa’dan teklif olursa direkt gitmek isterim. Her oyuncu gibi benim de hayalim bu. Favori liglerim var. Orada olmak isterim. Ben libero gibi oynayan bir kaleciyim. Ayağımı da iyi kullanabiliyorum. Çocukluğumdan beri İspanya ve İngiltere’de oynamak istiyorum. Ama İspanya bana daha yakın. Çünkü dediğim gibi ben oyun kurabilen bir kaleciyim. Ayağa oynamayı seviyorum. Burada olmamın sebebi de bu… Yalçın Hocam da beni bu yüzden tercih etti. Çünkü İstanbulspor ayağa pas yapan bir takım.

Geçen ay röportaj yaptığımız takım arkadaşın Mehmet Zeki Çelik’le birlikte A Millî Takım kampına davet edildiniz. Nasıl bir histi A Millî Takım’da olmak?

Gerçekten 1. Lig’den oraya gitmek bambaşka bir şey. Lucescu ve Alper Boğuşlu hocalarıma beni seçtikleri için çok teşekkür ediyorum. Çok gurur verici bir şey. Kampta ağabeylerimiz bize çok yardımcı oldular. Hiç zorluk çekmedik. Benim ikinci kampımdı. Daha da rahattım bu yüzden. O havayı solumak çok değerli.

Geçmişte de senin geçtiğin bu yoldan geçip A Millî Takım kampına davet edilen ama sonrasını getiremeyen kaleciler var. Açıkçası bu da bir risk olarak önünde duruyor.

Evet, böyle bir risk her zaman var. Benden daha yetenekli oyuncuların kaybolduğuna hepimiz şahit olduk. 10 kez millî olan oyuncuların bile kaybolabildiğini gördük. Ben henüz hiçbir şey olmadım. Daha çok çalışmam gerekiyor. Daha da profesyonel yaşamalıyım. Millî Takım’a gittikten sonra benim için işler daha da zorlaştı. Çünkü gözler artık iyice üzerinize dönüyor ve Millî Takım’ı gerçekten hak ettiğinizi herkese göstermeniz gerekiyor. Bu da ciddi bir baskı oluşturuyor. Ama ben bu baskıyla başarılı oluyorum. Bu baskı benim için itici güç. Başarıyı tetikliyor. Olumlu kullanmak lâzım. Futbolcu kendine bakmalı. Ben işimi çok seviyor ve saygı duyuyorum. Çok çalışarak bunun üstesinden gelebilirim.

U16 Millî Takımımızdan itibaren bugüne dek 20 kez ay-yıldızlı formamızı terlettin. Millî Takım’la ilgili nasıl hayaller kuruyorsun?

Keşke Millî Takım’la her turnuvaya katılabilsek… Ay-yıldızı her turnuvada dünyaya gösterebilsek. O takımda olmak istiyorum. İnşallah EURO 2024’ü alırız ve ben de orada olurum.

Evet, EURO 2024’e adayız ve ev sahipliği için Almanya ile yarışıyoruz. Sence şansımız nedir?

Kesinlikle alabiliriz. Statlar gerçekten mükemmel. Mesela Samsun’daki yeni statta oynadık. Mükemmel bir stadyum. TFF 1. Lig’de Avrupa ayarında bir statta maç yapıyoruz. Daha alt liglerde yeni statlar var. Sakarya, Kocaeli, Mersin gibi yeni yapılan statlar var. Tesisler sürekli gelişiyor. Bence Türkiye kazanır. Kazanmalıyız çünkü hak ediyoruz.

Futbol yaşantında kendine kimleri örnek alıyorsun?

Çocukluğumdan beri Buffon hayranıyım. Onu çok seviyorum ve sürekli izliyorum. Ama yıllar geçtikçe futbol ve oyunculardan istenen şeyler de değişiyor. Kaleciler de artık oyunun içinde. Ayaklarını kullanmak zorundalar. Top sizdeyken oyun kurmanız gerekiyor. Sadece top kurtarmakla kaleci olunmuyor. Neuer çıtayı çok başka bir yere koydu. Neuer’den sonra işimiz zorlaştı. Artık kalecilerden çok daha fazla şey istiyor teknik adamlar. Bu devirde sadece top kurtarmakla kaleci olunmuyor. Barcelona’nın kalecisini görüyorsunuz, tek pasla gol attırıyor. Bunlar artık bizden de isteniyor. Kalecilerin gittikleri kulübü oyun anlayışına göre seçmeleri gerektiğini düşünüyorum. İstanbulspor’a gelmekle doğru bir seçim yaptım. Benim oyun stilime çok uygun ve bana çok yararı oldu ki bu sayede Millî Takım’a seçildim. Dediğim gibi kendi yeteneğinizi bilmeli ve buna göre bir kulüp seçmelisiniz.

Özel hayatında nasıl birisin? Hobilerin neler? İstanbul’da boş vakitlerini nasıl değerlendiriyorsun?

Beykent’te yaşıyorum. Ailem arada gelip bana yardımcı oluyor. İdmandan sonra evime gidiyorum. Boş zamanlarımda arkadaşlarımlayım. Sinemaya gideriz genelde. Kitap okumayı, kendimi geliştirmeyi seviyorum. Futbolcu sadece saha içinde değil, saha dışında da kendisini geliştirmek zorunda. Dünya insanı olmak çok önemli. Sonuçta ben Avrupa’yı düşünüyorsam lisanımı geliştirmek zorundayım. Bunun için de çalışıyorum. Hayallerim ve hedeflerim var. Bugün Türkiye’de bile oynuyorsanız önünüzdeki defans hattında yabancı oyuncular var. Onlarla anlaşmak için lisan öğrenmek zorundasınız.

Kaynak : TFF

Sosyal Medyada Paylaşın:

BİRDE BUNLARA BAKIN

Düşüncelerinizi bizimle paylaşırmısınız ?

Sponsorlu Bağlantılar
  • ÇOK OKUNAN
  • YORUM